Bir diğer sebep de şu olabilir: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, Kadir gecesinde nâzil olmuştur. Kur’ân, İsm-i Âzam’dan, yani Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin âzam mertebesinden, en kâmil bir cemaate gelmiş ve İsm-i Âzam’ın mazharı olan Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) vasıtasıyla tebliğ edilmiştir. Ayrıca Kur’ân, Cibril-i Emîn gibi ilâhî beyanın takdir ettiği büyük bir melek vasıtasıyla gelmiştir ki, o melek Cibril’dir ve o bir anlamda, meleklerin peygamberidir. Bu itibarla Kur’ân’ın dünya semasına nâzil olduğu veya Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) nâzil olmaya başladığı gece, ümmet-i Muhammed’in hayatında çok mühim bir gecedir. O bakımdan bu geceyi Cenâb-ı Hak, diğer gecelerin üstünde tutmuş ve bin aya denk saymıştır.
Soruda, “Kadir Sûresi’nde Kur’ân’ın Kadir gecesinde nâzil olduğu buyuruluyor. Fakat biz, Kur’ân’ın âyet âyet nâzil olduğunu biliyoruz.” deniliyor. Şimdi de isterseniz biraz bu sorunun cevabını heceleyelim: Tefsirciler, bu konudaki mütalâalarını beyan ederken, “Kur’ân, evvelâ sema-i dünyaya, daha sonra ise peyderpey Efendimiz’e indirildi.”[3] demektedirler. Bizim bu hakikate kanaat edip keyfiyeti araştırma tekellüfüne girmememiz icap eder. Ancak, bazı yorumcuların beyanı da kulak ardı edilmemelidir. Bu cümleden olarak, Allah, Kur’ân’ı evvelâ birden ve def’aten insanlarla çok alâkalı olan dünya semasına indirmiş, daha sonra da ihtiyaca göre Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ceste ceste yirmi üç senede inzâl buyurmuştur. Bunun keyfiyetini araştırmamak ve bu kadarlık bir bilgiyle iktifa etmek bizim için yeterlidir zannediyorum.